Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

KONFERANSLARI

RAHMANIN KULLARI

RAHMANIN KULLARI A- Tevazu İle Yürürler ve Cahillerin Sataşmalarına Selamla Mukabele Ederler. وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا 63- Rahmân’ın kulları, yeryüzünde...

PEYGAMBERİMİZ ve MERHAMET EĞİTİMİ

SELÎM KALBİN ÖZELLİKLERİ Gönül ehli duygusal zekâsı ve kalbî hassâsiyeti yüksek ve duyarlı insandır. Çünkü kalb dış etkilere açıktır. Evirilip çevrilmesi kolaydır. Gönül insanları kalbin âfetlerini bilen ve bu âfetten gönüllerini koruyabilenlerdir...

MERHAMET, RİKKAT VE ŞİDDET!

Evreni kuşatan, hayâtı yönlendiren üç önemli büyük güç… Merhamet Allah’ın rahman isminin mazharı olarak zuhûra gelen ilâhî, rûhânî ve mânevî bir duygu… Rûhî hayâtımızda rikkat ve inceliğin; muhabbet ve sevginin sebebi, hayâtı besleyen en büyük...

DİN HİZMETİNDE GÖNÜLLÜLÜK

Din tebliğ ve dâvetinde ilk muhâtab Allah Rasûlü (s.a.)’dür. Kıyâmete kadar bu hizmeti yürütecek olan insanların gönüllülük esâsı üzere faaliyet göstermelerini şu âyet-i kerîmeler onun şahsında açık bir ifâdeyle anlatmaktadır: وَمَاۤ اَرْسَلْنَاكَ...

NİÇİN TASAVVUF?

Dün ve bugün sürekli gündemdeki yerini koruyan ve belki yarın da korumaya devam edecek olan tasavvufu bu konuma getiren nedir? Bugün çağdaş bir insana bu soruyu sorsak alacağımız cevaplar çok farklıdır. Kimilerine göre tasavvuf münzevî bir hayat...

FÜTÜVVET AHLÂKI ve TEŞKİLATI

I. KAVRAMSAL FÜTÜVVET ya da FÜTÜVVET AHLÂKI Kavram olarak fütüvvet, genellikle başkasını kendine tercih etmek, engin bir mürüvvete sahip olmak demektir. Fütüvvet, mürüvvet ve uhuvvet ile irtibâtlıdır. Lügatte cesaret, yiğitlik ve mertlik anla­mına...

HOŞGÖRÜ MUALLİM VE MÜRŞİDİ: MEVLÂNÂ

Hoşgörü, bizim kültürümüzün ve değerlerimizin bir parçasıdır. Beraber yaşama, başkalarına tahammül etme anlayışının en iyi motifi hoşgörüdür. Hoşgörü bir gönül işidir. İnsan gönlünün Yaradandan ötürü yaradılanı hoş görmesi yüksek bir karakterdir...

MUHAMMEDÎ DÂVET ve AHMED YESEVÎ

Ebedî risâlet güneşi, dünyanın doğudan batıya, kuzeyden güneye kor­kunç bir karanlık içinde kıvrandığı; insanlığın insanlığından utandığı; kulak­ların rabbânî bir sese hasret çektiği; gönüllerin aydınlanacak bir nur aradığı bir dönemde doğdu...