Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Murâkabe

Altınoluk Dergisi, 1990 – Subat, Sayı: 048, Sayfa: 036

Lügat anlamı itibariyle denetlemek, kontrol etmek, birşeyi devamlı olarak düşünmek, gözetlemek manalarına gelen bu kavram, Kur’an’da değişik biçimlerde geçer: “Allah Teâlâ herşeyi görüp gözetir.” (Ahzab, 52) “Şüphesiz Allah, hepinizi gözetmektedir.” (Nisa, l) ayetleri bunlardan bir kaçıdır.

Bir tasavvuf kavramı olarak murâkabe, kulun gönlünde ve iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerine Allah Teâlâ’nın muttali olduğunu bilmesi ve bu sebeple kalbini zikr-i ilahiden alıkoyacak kötü düşüncelerden arıtmasıdır. Cibril hadisinde “İhsan” olarak ifade edilen; “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmek, ya da Allah’ın bizi gördüğü duygusuyla ibadet” anlayışı, murâkabe kavramına işaret sayılmıştır.

Kul yönünden murâkabede, her nefes alışverişte, her fiil ve davranışda kul kendi kalbini denetleyerek Allah’ın rızasını kazanmaya ve gönlünü nazargah-ı ilahi haline getirmeye çalışır. Bu yüzden murâkabesini Hakk’a yöneltir. Allah Teâlâ yönünden murâkabede ise kul, her düşünce, her hareket, her söz ve davranışı sırasında Hakk’ın gözetiminde olduğunu hissetmekte ve O’nun denetiminden asla uzakta kalamıyacağını kavramış bulunmaktadır.

Kalbin murâkabe ile kontrol altma alınması, onun olumsuz düşüncelerle olan alakasını ve kötülüklerle olan bağlantısını keser, Kur’an’daki:

“Her nefsin kazandığını görüp gözetene ortak koşulur mu?” (Rad, 33) ayet-i kerimesi bu tür murâkabenin sağlayacağı faydaya işaret etmektedir. Büyük mutasavvıflardan Ebu’l-Abbas Cafer, murâkabeyi bu anlamıyla ele alarak: “Hak Teala’nın sana nazar etmekte olduğunu düşünerek kalbine gelen her tür düşünceden korunmaktır.” şeklinde tanımlar.

Murâkabe konusunda söz söyleyen ilk mutasavvıflardan biri de Ebu Muhammed Ceriri’dir. Tasavvufu iki temel üzerine bina edilmiş olarak gören bu süfî, bu iki temelden birinin murâkabe olduğunu anlatarak şöyle konuşur: “Tasavvufun iki temelinden biri murâkabedir. Diğeri de şeriatı ikamedir. Nefs Allah’ı murâkabe sayesinde korunur, şeriatı ikame sayesinde de zahir ve batın mamur olur.”

Murâkabe bir bakıma kalbi ve zihnî teksiftir. Gönüldeki ve kalpteki düşüncenin “Allah” zikri ve fikri etrafında yoğunlaştırılmasıdır.