Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

RÖPORTAJ / ZAMAN GAZETESİ 02/11/2011

Son zamanlarda cami ve mescidlerde çocukların azalması maalesef üzücü bir gerçek. Bu kopukluk neden kaynaklanıyor?


Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz:
 Cami ve çocuk hayatın bir gerçeği. Yani Müslümanların hayatında cami de var, çocuk da var. Bu itibarla çocuğun hayatında cami mutlaka olmalıdır. Bizim modelimiz Efendimiz (s.a.)’dir. Onun hayatında çocuğun da, caminin de ayrı bir yeri ve önemi var. Efendimiz çocuğu cami ile en güzel bir şekilde buluşturan ideal örnektir. Peygamber Efendimiz hem kendi çocuklarının, hem torunlarının, hem de ashabın çocuklarının camiye gelmelerini sağlamış, camiye geldiklerinde onlara iltifat etmiş, başlarını okşamıştır. Hatta hutbe iradı sırasında torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in camiye geldiklerini görünce minberden inip onları kucağına alıp yeniden minbere çıkmıştır. Bu olay, cami ve çocuk buluşması açısından önemli bir örnektir. Ancak sizin de ifade ettiğiniz gibi son zamanlarda cami çocuk buluşmasında olması gereken noktadan biraz uzaklaşıldığı maalesef doğrudur.

Çocukların camiden uzaklaşmasının iki sebebi var: Birincisi ailelerle ilgili. Aileler çocuklarını camiye götürme alışkanlığını zamanla unuttular. İkincisi ise çocukların camide gördükleri muameleyle ilgili. Bunlardan ikincisi kanaatimce daha önemli.

Burada ifade etmemiz gereken iki problemimiz var: Hem cami cemaatinin, hem de camide görevli hocalarımızın bu konuya yeterli kadar duyarlı olduğunu söyleme şansına sahip değiliz. Yani çocuk camiye geldiği zaman onun gelmesini özendirerek kendisine: “İyi ki geldin” deyip başını okşayıp halini hatırını soracak ve camiyi ona sevdirecek bir sunum yapamıyoruz.

Cami cemaatinin ve imamlarımızın çocukların camiye geldiklerinde çocuklara gösterdikleri tavırlarla ilgili problemler var. Mesela Ramazanda teravih namazlarında çocuklar, çocukluklarının gereği camide ufak tefek yaramazlıklar yapmaktadır. Cemaatin içinden bazıları ve bazı cami görevlileri bu durumdan rahatsız olarak onları azarlayıp camiden kovmaktadır. Bu durum çocukların hafızalarında kötü bir hatıra olarak kalmakta ve onları camiden uzaklaştırmaktadır.

Çocukların eşyayı ve hayatı tanımaları, yapıları itibariyle daha çok oyun ortamında gerçekleşir. Oynamak onun hayatının ilk öğreticileridir. Yani çocuk oynamadığı şeyi tanımaz. Kalemi, defteri, silgiyi, anne baba olmayı, öğretmen olmayı arkadaşları ile oyun ortamında öğrenir. Çünkü onun hayatında her şey oyundan ibarettir. Dolayısıyla çocuk oynayabildiği kadar eşyayı ve olayları tanıma şansına sahiptir. Bu bakımdan onların yerine göre, camiye gelip namaz vakitlerinin dışında kürsüye, mihraba çıkmalarını, minberi görmelerini ve orada bulunan tesbih, rahle ve benzeri şeylerin ne işe yaradığını görmelidir ki yaşı ilerleyip delikanlı olduğu dönemlerde ve ondan sonraki süreçlerde camiye istek ve arzuyla gitsin.

Cami ile ilgili şuur altındaki negatif hatıralar çocukları camiden ve cemaatten soğutmaktadır. Oysa çocuklar bizim geleceğimizdir. Yani biz camiyi, seccademizi ve ibadetimizi onlara miras bırakacağız. Biz nasıl menkul ve gayri menkul varlıklarımızı onlara bırakacaksak maneviyatla ilgili alanlarımızı da onlara miras bırakacağız. Dolayısıyla onları bu mirasa hazırlamamız gerekir. Bu en iyi şekilde camide gerçekleşebilir. Camide annesi, babası, yakınları ve komşuları bulunan çocuk, camide toplumu ve toplumun dini duygularını oyun havası içinde algılayacaktır.
Çocukların camiden uzaklaşma ve soğumasının tek bir sorumlusu yoktur. Aksine bu alanda sorumlular bulunmaktadır. Bunlardan biri din hizmetleri veren bir kurum olan Diyanet Camiası olarak bizleriz. Kendimizi sorumlu hissettiğimiz için bu sene cami ve çocuk buluşmasını gündeme taşıdık. Bunun yanı sıra ebeveynlerin de sorumlulukları var. “Siz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz” hadis-i şerifine göre ebeveynler çocuklarını camilerle buluşturmak, ibadete hazırlamak gibi bir sorumluluk taşıyorlar. Camiye gelen cemaatin de bir sorumluluğu var. Cemaatin camiye gelen çocuktan rahatsız olmaması, hatta bundan mutluluk duyması gerekir.
Özellikle imamlarımız, çocuklar camiye geldiklerinde onlara hediyeler vererek, çikolatalar ikram ederek, başlarını okşayarak onları onurlandırmalıdır. İmamlar camiye gelen çocuklara: “İyi ki geldin. Senin gelmenle cemaatimizin sayısı arttı. Öğlen namazlarını doksan kişi ile kılıyorduk ama senin gelmenle sayımız doksan bir oldu” gibi sözlerle onların gönüllerini okşayacak iltifatlarla camiye gelmelerini ödüllendirmeleri gerekir.
 

Din hizmetleri kapsamında çocuklara yönelik vaaz programı var mı?
YILMAZ:
 Din Hizmetleri kapsamında hedef kitlemiz kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı, ihtiyar, özürlü özürsüz bütün dindaşlarımızdır. Kendisinin Müslüman olduğunu ifade eden herkes anayasanın kendisine verdiği görev çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sorumluluk alanına girmektedir. Anayasamız, Diyanet İşleri Başkanlığı’na halkımızın inanç, ibadet ve ahlak alanında bilgilenmesini sağlamak ve mabetleri yönetmek gibi bir sorumluluk vermiştir. Dolayısıyla bizim yaşlılarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, çocuklarımızı kısaca herkesi bilgilendirmek gibi bir mesuliyetimiz var. Ama her nasıl olmuşsa geçtiğimiz dönemlerde bizim vaaz ve irşad hizmetlerimiz sanki orta yaş ve daha üzeri insanlara münhasırmış gibi değerlendirilmiş. Kadınlarımız, çocuklarımız ve gençlerimiz bu manada çok dikkate alınmamış. Oysaki cemaate gelen insanların sayısı yediden yetmiş yediyedir. Yani yedi yaşındaki çocuk da geliyor camiye, yetmişini aşan da. Bu iki yaş grubu arasında bulunan da. Dolayısıyla her gruba ulaşmada kullanılacak üslub aynı olamaz. Daha doğrusu yaşlı birine vereceğiniz bilgi ve irşadın üslubu ile yedi, on veya on beş yaşındaki birisine vereceğiniz bilgi ve irşad üslubunun aynı olmaması gerekir.
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak geçmiş dönemlerde bu hususta bir eksikliğimiz olmuş. Bu eksikliği telafi etmek için son yıllarda kadınlara yönelik hizmetlere öncelik verildi. Onların da camide bulunmasını istiyoruz. Çünkü asr-ı saadette kadın, var camide. Efendimiz’in konuşmalarında en önde erkekler var, arkada gençler ve çocuklar oturuyor. En arkada hanımlar yer alıyor. Daha sonraki dönemlerde ise camilerimizde hünkar mahfili, hanımlar mahfili gibi bölümler ayrılmış. Dolayısıyla kadınların camiye devam etmesi için bir geleneğimiz var bizim. Çocuklar için de aynı şeyler söz konusu. Ama onlar için geliştirilmiş üslubumuz, hitap tarzımız, vaaz ve irşad hizmeti gibi bir geleneğimiz çok oluşmamış.

Bu sene çocuklara hasrettiğimiz cami çocuk buluşmasında, çocuklara yönelik bir irşad üslubunun geliştirilmesi gerektiği, onlara yönelik kitaplar, resimli hikayeler ve romanlar ile namaz sürelerinin öğretilmesi gibi hususları gündemimize aldık. Yayınlarımızda bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Ayrıca hoca efendi, vaiz ve müezzinlerimizin genç ve çocuklarımızı hedef alan bir üslub geliştirerek onları camide tutmanın ve camiye celbetmenin bir yolunu bulmaları gerekiyor. Mesela asr-ı saadet ikliminden, Efendimiz’den, çocuk ve genç sahâbîlerden, milli tarihimizdeki genç kahramanlardan örneklerle, onların ilgisini çekecek kahramanları onlara anlatabilirler. Bu suretle çocuk ve gençlerimize yönelik vaaz ve irşadı sağlayacak bir üslup geliştirilebileceğine inanıyorum.
 

Cami çocuk buluşması ile ilgili yeni projeler, yeni programlar olacak mı?


YILMAZ:
 Bu seneki camiler haftası programımız, cami çocuk buluşması noktasına yönelikti. Çünkü camilerde çocuklara ayrılması gereken yerler konusunda boşluklar vardı. Bunu artırabilmek ve o çocuklarımızın camiye gelmesini sağlamak için böyle bir proje başlattık.
Çocukların dünyasında ilk iz ve hatıralar çok önemlidir. Şöyle bir düşünün. Eski bayramlar dediğiniz zaman aklınıza ilk gelen çocukluğunuzdaki bayramlardır. Eski ramazanlar dendiği zaman hep hatırladığınız çocukluğunuzdaki ramazanlardır. Eski dostluklar dediğiniz zaman hatırınızda kalan hep çocukluk dönemindeki hatıralardır. Çünkü çocukluk çağında insanın gördüğü, yaşadığı ve duyduğu şeyler çok büyük bir kuvvetle kazınıyor insanın beynine. Dolayısıyla onların izleri nostaljik olarak daha sonra hatırlandığında insanı motive ediyor. Bu açıdan çocukların şuur altına, belleklerine camiyle ilgili pozitif şeyler çizmemiz gerekiyor. Çocuk camiye gittiğinde gördüğü sevgiyi, şefkati ileriki yaşlarda hatırlayabilmelidir. İnsan “falan hoca, falan amca ben camiye gittiğim zaman bana harçlık verirdi, başımı okşardı, çikolata verirdi” şeklindeki izlenimleri hatırladığında, çocuklarına aynı şeyleri yapma ihtiyacını hissedecek. Bu durum çok süratli bir dönüşümü sağlayacaktır.
Biz bu sene camiler haftası münasebetiyle ilköğretim okullarındaki çocuklarımızın öğretmenleri nezaretinde camilere gitmesini ve din görevlilerimizin onları dini kıyafetleri ile karşılamalarını, hediyeler vermelerini ve camiyi tanıtmalarını öngördük. Üniversite öğrencileri arasında yapılan anketlerde görülüyor ki camideki mekanları tanımayan üniversite öğrencileri var. Mihrap neresidir, minber hangisidir, kürsü nedir, kubbe neresidir, kadınlar mahfili nerededir, hünkar mahfili hangisidir gibi sembol ve mekanları bilmeyen ve camiye hiç girmeyen insanların olduğunu duyuyoruz. Halbuki çocukluğunda camiye gelen biri, ileriki yaşlarda mutlaka camiyle buluşmak isteyecektir. Ama çocukluğunda camiyle hiç ilişkisi olmayan bir insanın ileriki yaşlarda camiye gelmesi daha zordur. Onun için çocukları camiye alıştıracak ortamlar oluşturmak gerekiyor.
Her sene yaz tatillerinde camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda yaklaşık iki buçuk milyon çocuğumuza hizmet veriyoruz. Bu hizmet çok önemli. Ama bundan da önemlisi Elif sevgisini, öğrenme sevgisini, İslam sevgisini, Allah sevgisini onlara verebilmektir. Hocalarımızın yapacağı en önemli şey bence, o sevgiyi önce onların gönüllerine ekmektir. Çünkü siz bir insanın gönlüne ulaşırsanız oradan da beynine ulaşırsınız. Gönlüne giremediğiniz bir insanın beynine ulaşma şansına sahip olamazsınız.
Çocuk cami buluşması bir milat gibi görülmeli. Bundan sonra her vesile ile kandillerde, ramazanlarda, bayramlarda, yaz tatillerinde çocukların camilere gelmesi sağlanmalıdır. Camiye gelen çocuklar şefkatle kuşatılmalı ve geldiği için ona teşekkür edilmelidir.

Sizce çocuk-cami-oyun üçlüsünde nasıl bir çerçeve çizilmeli?


YILMAZ:
 Cami oyun alanı değildir diye bunu yadırgayanlar olabilir. Ancak çocuğun camide oyun oynaması deyince çocuğun camiyi oyun alanına çevirmesini kastetmiyoruz. Bence en önemlisi camilerin dışındaki bahçelerde çocukların oynayabileceği oyun alanları, çocuk parkları veya camilerin alt mekanlarında çocukların buluşabileceği interneti ve bilgisayarı olan, başlarında hocaların rehberlik edebileceği alanlar oluşturmaktır. Oraya çocuk oynamak için gelecek. Fakat ezan okunduğu zaman hocamız oradaki çocukları alıp camiye götürecek. Bilgisayarlarla oynarlarken hangi alanlara girebileceklerine hocalarımız rehberlik edecek.
Özellikle Avrupa’da Türk işçilerin bulunduğu yerlerde yapılan camilerde buna özen gösteriliyor. Çünkü Avrupa’da çocukların girip oynayabileceği alanlar çok sınırlı. Avrupa’da kreşler genellikle kiliselerin denetiminde bulunuyor. Bu kreşlerde çocuklar papazlarla tanışıyorlar. Dolayısıyla kilise ile tanışmış oluyorlar. Farkında olmadan gönlünde belki kilise ile ilgili sevgi oluşuyor. Bundan hareketle Müslümanlar da bazı yerlerde cami yaparlarken buna özen göstermişler. Bu durum benim dikkatimi çekti. Türkiye’de de apartmanların egemen olduğu şehir hayatında çocuklar için oyun alanlarının sayısı çok mahdut. Dolayısıyla camilerimizin avluları, çocukların oyun oynayabileceği alanlar haline getirilmeli. Çocuğun cami bahçesinde oyun ihtiyacını gördükten sonra ezan ile camiye girmesi ve camiyle tanışması son derece anlamlı.
Bu yüzden imkanları değerlendirmeli ve camilerimizi ona göre imar etmeliyiz. Camilerin maddî imarı kadar manevi imarı da önemlidir. Maddi imar,  mâbedlerin fizikî inşası, korunup bakılmasıdır. Manevî imar ise câmi içinde dînî hizmetleri yürütecek görevliler ve câmileri dolduracak cemâat yetiştirmektir. “Cami mi önce cemâat mi?” tartışması her devirde gündeme gelmişse de genel kabûle göre aslolan, cemâattir. Cemâati olan bir din, mânen mamurdur. Maddî olarak mâbedini her an îmâr edebilir. Ama sadece mâbedi kalmış, cemâati tükenmiş bir din haraptır. Mabedlerin manevi imarı, çocukları, gençleri cami ile buluşturmak suretiyle mümkündür. Bu da onlar için yapılacak mekanlara bağlıdır. Hatırlarında, zihinlerinde olumlu izlerin kalması bu tür sosyal alanlarla mümkün olabilecek bir husustur.

Çocukluğunda camiyle, cemaatle ve Kur’an okumakla ilgili pozitif hatıraları olanlar cami ve cemaatten kopmuyor. Ancak bunun pek çok negatif örneği de var. Camiye gittiğinde azarlanıp dayak yediğinden, Kur’an Kursuna gittiğinde kendisine sert davranıldığından cemaati terk etmiş onlarca insanı tanıyorum. Bunlar arasında talebelerim de var. Bir talebem bana: “Hocam ben Kur’an-ı Kerim okuyamıyorum” dedi. Ben de: “Hayırdır. Neden okuyamıyorsun” dedim. “Hocam Kur’an-ı Kerimi elime alınca bana bir sıkıntı basıyor” dedi. “Allah, Allah! Niye?” dedim. “Hocam, ben hafızım. Kur’an-ı Kerim’i elime aldığım zaman hafızlık yaparken yediğim dayaklar aklıma geliyor. Onun için Kur’an-ı Kerim’i hemen elimden bırakıyorum” dedi. Böyle hafız olacaksa bir çocuk, bence olmasın. Dayakla hafız olacaksa ve sonunda Kur’an okumak ona giran gelecek ve okuyamayacaksa bu çocuk hafız olmasın. Çocuğa önce Kur’anın sevgisini verelim, muhabbetini sunalım. Çocuk aşkla onun peşine düşsün ve hafız olsun. Ama hafız olup da: “Ben Kur’an okuyamıyorum” demiş olması kolay kabul edilebilir bir hadise değil.

Ve’l-hasıl bizim oyun alanları ve değişik mekanlarla çocukların camiyle, Kur’anla, İslam’la buluşacakları ortamları artırmamız gerekiyor. Yoksa camiyi oyun alanı haline getirmeyi kast etmiyoruz. Nasıl ki caminin etrafında okuma, toplantı ve konferans salonları varsa caminin bir kenarına çocuklar için özel oyun alanı oluşturulabilir. Mesela bahçesinde top koşturabileceği veya başka oyuncakların bulunduğu çocuk parkı gibi alanlar tesis edilebilir. Bunu yapan camiler var. Bunun geri dönüşümünün çok güzel olacağını düşünüyorum.
Çocukların camiyle buluşmasını sağlayacak her türlü faaliyet bu milletin geleceğine konulmuş bir tuğladır. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz ve onların manevi inşası hepimizin vazifesidir. Cami çocuk buluşması bu inşa faaliyetlerinin önemli unsurlarından birisidir. Çünkü orada çocuk maneviyatla, tarihiyle, diniyle tanışıyor. Çocuk orada kendi kimliğini ve kişiliğini buluyor. Yani kendi öz kimliğini camide, mabette ve büyükleri arasında buluyor. Bunu istikbalimiz açısından çok önemli buluyorum.

Muhterem Hocam kıymetli zamanınızı bizlere ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.
Ben teşekkür ederim.